Sırlar Hazinesi Hazinetul Esrar Seyyid Muhammed Hakkı Demir Kitabevi

Stokta var
Karşılaştır

Açıklama

Sırlar Hazinesi Hazinetul Esrar Seyyid Muhammed Hakkı Demir Kitabevi

Osmanlı İmparatorluğu’nun hızlı adımlarla gerilemeye yüz tut­tuğu, yükseldiği cihan hâkimiyeti zirvesinden kademe kademe aşa­ğıya doğru indiği on dokuzuncu asrın başlarında medreselerde de bir gerileme göze çarpıyordu. Artık ne yüzlerce eser yazan âlimler, ne de ilim ve medeniyete geniş kapı açan yüksek dehâlar yetişiyor­du. Avrupa ortaçağın derin uykusundan uyanıp hayata hızlı adım­larla atılmış ve müslümanlann asırlarca hazırlayıp temelini attık­ları ilim ve fenne sarılarak bu mirasa sâhip çıkmasını becermişti. İslâm âlemi eski güç ve kudretini yitirmiş, duraklama bir yana, her geçen gün biraz daha geriye doğru kendini itiyor, dede ve babala­rından intikal eden ilim ve medeniyet mirâsına bile sâhip çıkamıyordu.

İşte bu yürekler acısı devirde kendini ilme-irfana veren heves­liler eksik değildi. Osmanlı topraklarında dini ilimlerde kendini tat­min edemiyenler Mısır’a, Medine’ye kadar uzanıyor ve böylece dinî tahsilini ikmâle çalışıyordu. Elinizdeki kitabın müellifi de bu heves­lilerden biri idi. Türkiye’de eski özelliğini kaybeden medreselerde yedi-sekiz yıl tahsil gördükten sonra boşluğunu doldurmak ve mem­lekete daha çok yararlı olmak maksadiyle bu zât-ı muhterem solu­ğu Mısır’da almış ve kısa zamanda kendisini ilim çevresine sevdir­mişti.

Diyebiliriz ki eserin yazarı Seyyid Muhammed Hakkı Efendi İs­lâmî ilimlere sarılmış, yıllarca Mısır’da Câmiü’l-Ezher’de tahsil ha­yatını sürdürmüştü. Memleket hasretine rağmen ilme olan aşkı ona her şeyi unutturmuş, Mısır’a kadar gelme imkânını elde ettiği için sık sık Cenâb-ı Hakk’a şükretmiştir.

Müellif çevredeki ilim adamlarından her vesileyle yararlanma­sını bilmiş, ilimde şöhret yapan zevât-ı kirâmı ziyâret ederek çözemediği mes’eleleri onlara arzetmiştir. Zâhiri ilimlerde iyice geliş­tikten ve Câmiü’l-Ezher hatibinin iltifatına mazhar olduktan sonra kendisini bir taraftan da tasavvufa vermiş, böylece ruhen arınmak ve tehzîb-i ahlâk yapmanın, tezkiye-i nefs ile insân-ı kâmil olmanın yollarını araştırmıştır.

SIRLAR HAZİNESİ
Müellif tasavvuf erbabından hayli zatlarla tanışma imkânı el­de etmiş, çoğundan kendi konusunda icâzet alma basiretini göster­miş ve böylece yavaş yavaş zâhiri ve bâtıni ilimlerde söz sâhibi ola­bilmiştir. İşte bu arada önce tercemesini yaptığımız HAZÎNETÜ’L ESRÂR — CELÎLETÜ’L-EZKÂR adlı kitabını hazırlamış, bunu hicri 1284 yılında ilmiyle, irfaniyle, hüsn-ü ahlâkiyle isim yapmış el-Ezher hatibine takdim etmişti. El-Ezher hatibi kitabı büyük bir dikkatle okuyup tedkik ettikten sonra şu cümleleri kullanmıştı:

«Hâzinetü’l-Esrâr kitabını araştırıcı gözüyle okudum. Bu kıy­metli eseri, eşine az rastlanan kadri yüce imam, Allah’ın tevfîkına mazhar olan muhakkik müdekkik Seyyid Muhammed Hakkı derle­yip toplamış, halkın istifadesine sunulacak duruma getirmiştir. Evet, bu kitabı meyveleri gelişmiş bir bahçe, oldukça geniş bir bağ olarak buldum. Nasıl böyle olmasın ki Kur’ân-ı Kerim’in itibarını arttırmak için bir nice sahih ve hasen hadisler toplamış, bu kitab-ı mübîne iti­na edilmesini sağlamış ve gereğince amel edilmesine kapı açmıştır.»

el-Ezher hatibi İbrâhim Saka’nın takrizini yukarıda özetlerken müellifin himmet ve gayretine bir atıf yapmak istiyoruz: Seyyid Mu­hammed Hakkı, altı yıl sonra yine Mısır’da ikinci eserini yazmış; cihadın, mücahidlerin faziletlerini rivâyet yollarıyla toplayıp izaha çalışmış ve böylece İslâm’da cihadın önemini, lâyık olduğu değeri ifâde etmiştir. Bu ikinci eserinde de birçok esrar ve havass’dan bah­setmiş, cihadın kudsiyyetini esrarının kudsiyyetiyle meczetmeye gay­ret etmiştir.

Ancak ne var ki müellifin bu ikinci eseri birincisi kadar meş­hur olmamış ve halk tarafından o nisbette rağbet görmemiştir. Bel­ki eserin bir defa basılması ve mevcudunun azalması, mahdut eller­de kalması buna sebep olmuş olabilir. Dileriz ki aynı yayınevi bu bü­yük Türk âliminin adı geçen ikinci eserini de terceme ettirip kültür hayatımıza bir katkıda daha bulunsun.

Müellif Seyyid Muhammed Hakkı özbeöz Anadolu çocuğudur. Nazilli’nin GÜZELHİSAR köyündendir. Eskiden bu isim Aydın livası için de ikinci bir isim olarak kullanılırdı. İşte Nazillili olan Seyyid Muhammed Hakkı bu iki eserinden başka birkaç Arapça eser daha yazmış ve bu suretle İslâm kütüphanelerini kendi ilmiyle, kalemiyle zenginleştirmesini bilmiştir.

Bursalı Muhammed Tahir Efendi, Osmanlı Müellifleri adlı kıy­metli eserinin AYDIN vilâyetine mensup meşâyih, şuarâ,müverrihin ve etıhbânın terâcim-i ahvâli bölümünde Muhammed Hakkı Efendi’den şu cümlelerle bahsetmektedir:

Nakşibendi tarikatı ulemâ ve meşâyihmdan zâhid ve müttaki bir zât olup NAZİLLİ’dendir. Nakşibendi ileri gelenlerinden Abdah Dehtevi Hazretleri’nin en has halifelerinden olup 1267’de Mekke-i Mükerreme’de vefat eden Hindi Muhammed CAN Efendi’nin müstahliflerinden, 1285 tarihlerinde memleketi olan ÖDEMİŞ’te vefat eden Hacı Halil Hilmi Efendi’den müstahliftir. Yâni ondan halifelik almıştır. Bu zât ise 1215 tarihlerinde Mekke-i Mükerreme’de rah­met-i Yezdan’a mukarin oldu.

SIRLAR HAZİNESİ

İşte bu zâtlara halef olan Nazilli’li Seyyid Muhammed Hakkinin HAZÎNETÜ’L-ESRÂR VE CELİLETÜ’L-EZKÂR isminde Arapça yazılan matbu bir eseri vardır. Bu eserin nihayetinde matbaacı hatası olarak ŞEYHÜ’L-EKBER MUHYİDDÎN ARABİ Hazretlerinin RİSÂLETÜ’LENVÂR ismindeki eserleri, adı geçenin kıymetli eserlerinden olan TEDBİRAT-İ İLÂHİYYE’si ismi verilerek ilâve edilmiştir.

NUSRETÜ’L-CÜNÛD UMDETÜ’Ş-ŞÜHÛD, MİFRAU’L-HALÂİK, SÜNIJHÂT-.İ MEKKİYE, TIBBÜ’L-KUR’AN HUBBÜ’R-RAHMÂN. TEFHİMÜ’L-İHVÂN Fl TECVİDİ’L-KUR’ÂN, AHKÂMÜ’LMEZÂHİB Fİ ETVARİ’L-LİHÂ VE’Ş-ŞEVÂRİB isimlerinde Arapça yazılı eserle­ri de bir arada basılmıştır.»

Böylece müellifin ikisi büyük hacimde olmak üzere yedi eser yazdığı ve bunların beşinin bir arada basıldığı, ikisinin de müstakil halde yazılıp basıldığı anlaşılmış ve başka eserlerinin bulunduğuna dair başka bir kayda ya da tesbite rastlanmamıştır.

Tercemesini gerçekleştirdiğimiz HAZİNETÜ’L-ESRÂR adlı eseri memleketimizde hem çok tanınan, hem de çok rağbet bulan klâsikler arasında bulunuyor. Müellif bu eserinde Kur’ân-ı Kerîm’e geniş yer ayırmış, Kitabullah’ın esrar ve havassı üzerinde durmuş, konuyla ilgili birçok hadis nakletmiştir. Ancak gerek hadisleri toplayıp nak­lederken, gerekse birtakım görüş ve nakillere yer verirken bazen zayıf haberleri nakletmekten kendini alamamış ve hâttâ bazen aslı olmayan rivâyetlere de yer vermiştir. Bunu müellifin samimiyetine hamlediyor, daha çok sahih rivâyetlere yer ayırdığı için eserini tak­dirle karşılıyoruz.

Manevî tedavide Kur’ân sûre ve âyetlerinin te’sirlerini büyük bir ustalıkla işlemiş, tarihî misallerle bunu değerlendirmeğe çalışmış, asr-ı saadetten, sahabe ve tâbiîn devrinden kapılar açmak suretiyle mevzuun daha iyi anlaşılmasına imkân sağlamıştır. Mütercim olarak biz, maddi ve mânevi tedavinin birlikte yürütülmesine dikkatleri çektik ve böylece İslâm’ın bu konudaki görüşünün daha iyi anlaşıl­masına yardımcı olduk. Yer yer müellifin görüşlerini dipnotları­mızla tavzih ve tefsir etmeğe çalıştık, tenkid edilecek yerlere bilhassa parmak bastık.

Müellif geniş bilgisine ve Arapçaya olan vukufuna rağmen as­len Türk olduğu için akıcı bir ifâde kullanmakta zorluk çekmiştir. Biz tercemesini yaparken ona akıcılık vermeye gayret ettik ve daha kolay bir ifade kullanarak orta tabakaya hitâb etmeğe çalıştık.

Tekrar belirtelim ki kitapta manevi tedâviyle ilgili âyet ve sû­relerden yardım beklerken maddi tedâvi yollarım unutmamak ge­rektir. Hazret-i Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Efendimiz’in hayatında bunun birkaç örneğine rastlamak mümkün.

Müellif Nakşibendi tarikatına sülük ettiği ve bu vadide halifelik pâyesine eriştiği için, eserini daha çok tasavvuf havası içinde işle­miş ve bu suretle, suretten ziyâde mânâya, bedenden ziyâde ruha hitap etmiştir. Bunun içindir ki meşâyih-ı kirâmın görüşlerine geniş yer vermiş, onların nâil oldukları ilhamları nakletmiş, görüşlerini değerlendirmiştir.

Eserinde çeşni olsun diye bazen ibâdete kapı açmış, farz ve sün­netlerden bahsetmiş, ibâdetin ruhlar üzerindeki geniş te’sirini mi­sallerle ifâde etmiş, esrar ve hikmetine atıflar yapmıştır. Bu arada daha çok Medihe-i Münevvere’de kaldığı süre içinde İslâm âlemin­den oraya ziyâret için gelen birçok meşâyih ve ulemâ ile tanışma imkânı elde etmiş, Kur’ân’ın esrarı hakkında, duâlarmın te’sirleri konusunda geniş bilgi almış ve hemen her konuda görüştüğü yetkili zattan icâzet almayı ihmâl etmemiştir.

Resûlüllah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Efendimiz’in aşkıyla tutuşan kalbini sık sık harekete geçirmek suretiyle şefâat-i Resûlüllah’a nâil olma yollarını araştırmış, O’na olan sevgi ve aşkının bir tezâhürü olarak birçok defalar mânada Resûlüllah’a mülâki olmuş, füyûzât-ı Muhammediyeye erişmiştir. Okuyucularına yapmış olduğu tavsiyeler her türlü takdirin üstündedir.

Müellife gönül dolusu şükran ve minnet duygularımızı arzederken ruhunun ebediyyen şâd olmasını, eserinin tercemesinde koy­muş olduğum dipnotlarımdan dolayı beni afvetmesini dilerim.

İncelemeler

Henüz yorum yapılmadı.

“Sırlar Hazinesi Hazinetul Esrar Seyyid Muhammed Hakkı Demir Kitabevi” için yorum yapan ilk kişi siz olun

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir